About Tango
History Of Tango
Tango Styles
Tango Dictionary
Tango In Movies
Tango Lyrics
Tango Composers
Tango Articles


TANGO: Aşkın ve Tutkunun Dansı
Tango, aşkın ve tutkunun dansı... Bu tanımı hepimiz ne kadar çok duymuşuzdur kimbilir? Gerçekten de insanların kafasında bu tarzda çağrışımlar yapar TANGO kelimesi. Tango çok farklı bir danstır çünkü; asil, ağırbaşlı, kimi zaman öfkeli, kimi zaman ateşli, vazgeçilmez ve tutkulu bir danstır insanların kafasında... Her insan, az çok bu kelimeleri kullanır "Tango"'yu tanımlarken. Kimileri içinse Al Pacino'nun Kadın Kokusu filmindeki dansıdır "Tango" denildiğinde akla gelen...
Peki, hemen hemen herkesin ortak olarak kullandığı kelimelerden oluşan bir tanımı varken, herkesin tangoyu tam olarak tanıdığı yargısına varmak doğru mü? Tabii ki hayır. Arjantin'in ara sokaklarında doğan ve tüm dünyaya hızla yayılan bu dansı kaç kişinin yakından tanıdığını tahmin edebilmek çok zor. Ancak, ilginç bir şey var ki; bu dansı çok yakından tanıyan insanların da "Tango" kelimesi için yaptıkları tanım, az önce bahsettiğimiz tanımla çok fazla benzeşiyor. Yani, tangoyu sadece bir filmin bir sahnesi olarak bilen bir insanla, bunu yaşam biçimi olarak benimsemiş bir insan aynı tanımı yapabiliyor: Aşkın ve Tutkunun Dansı...Fakat, arada çok önemli bir fark var. Tangoyu tanıyan, anlayan ve yaşayan insan, kesinlikle bu tanımı çok fazla inanarak, yürekten yapıyor. Diğer insan ise sadece etrafta bu kelimeyle ilgili duyduğu kalıplardan dolayı bilinçaltına işlemiş ve kafasındaki çağrışımlardan oluşturduğu bir tanım yapıyor.
Tangoyla gerçek anlamda tanışana kadar, benim de kafamdaki tanım aynıydı. Bu tanım, o zamana kadar en sık rastladığım tanımdı çünkü. Beni en çok şaşırtan şey işe, tango yaşamımın bir parçası olmaya başladığında bu tanımın ne kadar da isabetli bir tanım olduğunu çok daha iyi anlamam oldu. Artık, bu tanımdaki kelimelerin anlamını daha iyi anlayabiliyorum. Tangonun başlı başına bir aşk, bir tutku olduğunu hissedebiliyorum...
Pugliese denilen bir adamın parçası çalıyor plakta... Ritmi içinizde duyabiliyorsunuz. Ayağa kalkıyorsunuz ve adımlarınız kendiliğinden takip etmeye çalışıyor ritmi. O sırada karşınızda iki ayak daha buluyorsunuz. Dört ayak - tek beden oluyorsunuz ve bırakıyorsunuz kendinizi müziğe... Kalbinizin atışı oluyor içinizden gelen "pam" sesleri... Ve adımlarınızı bu seslere uydurmanın keyfiyle sarhoş oluyorsunuz...
Arjantin'in sokaklarında ilk çıktığı dönemlerde ayıplanan, hor görülen bir dansmış tango. Büyük şehre alışamamış göçmenler sıkıntılarını, hüzünlerini atarlarmış bu dansla sokaklarda. Daha sonra ise salonlara girmiş tango ve tüm dünyaya yayılmaya başlamış, Buenos Aires'ten yola çıkarak. Tabii ki tutkusu, hüznü, yaşanmışlığı, anlamı, güzelliği, öfkesi, hırçınlığı da artmış giderek ve artmaya devam ediyor. Artık, dünyanın her yerinde, "Milonga Gecesi" denilen gecelerde her gün yüzbinlerce, milyonlarca insan tango yapıyor.
İçeriden gelen tango müziğini duyup giriyorsunuz. Girdiğiniz yer bir balo salonu da olabilir, bar da olabilir, dört duvarla çevrili küçük bir stüdyo da olabilir. Asıl önemli olan, içeri girerken duyduğunuz o müzik. Ve o müzik eşliğinde dans eden onlarca insan...Oturacak yer arıyorsunuz önce kendinize, köşede bir yer buluyorsunuz. Ve sandalyenize oturmanızla kalkmanız bir oluyor. O muhteşem müzik, basınızı döndürmeye yetebiliyor gelir gelmez. Bir şarkı bitiyor; ama dansınız devam ediyor. Evet, ikinci şarkı da bitti. Bu sırada dans ettiğiniz insanla tanışma fırsatı buluyorsunuz. Diğer şarkı başlayınca konuşma kesiliyor ve yakalıyorsunuz ritmi birlikte. Derken dördüncü, beşinci parçalar...Parçaların sayısı artıyor, farklı insanlar, farklı duygular, hüzün, aşk, öfke, kıskançlik, sevgi... Yine dört ayak olmuşsunuz, ve tek beden...
Yerinize döndüğünüzde saatlerin geçtiğini görüyorsunuz, ama aldırmıyorsunuz. Oturmaya gelmediniz ki! Etrafınızdaki kimse oturmaya gelmedi. Herkes, hayatın zorluklarını, sıkıntılarını, yapılması gereken işleri, vs. unutuyor orada. Orada yeni bir hayat başlıyor. Aşk, tutku, nefret, öfke, hüzün, kin, sevgi yeniden canlanıyor orada. Daha önce hıç görmediğiniz bir insani sadece bir bakışınızla kaldırabiliyorsunuz dansa. Ve birlikte vuruyorsunuz müziğin "pam"larına, basınız dönene dek, sarhoş olana dek...
Ve sonra...Tango bir tutku oluyor hayatınızda. Vazgeçilmez oluyor, aşk oluyor...Kapılıp giderseniz bu aska, ömrünüz boyunca yaşıyorsunuz tüm tutkusunu, hüznünü, tüm güzelliğini ve kederini... Kapılmama ihtimaliniz var mı peki? Kesinlikle, hayır!!! Adımlarınızı müziğe kaptırmaya başladığınız andan itibaren kurtulma ihtimaliniz hiç yok... Çünkü bu, TANGO: aşkın ve tutkunun dansı...
Burak Koyuncu




Bazı Danslar Bazı Yaşları Bekler
"Erkek kadına tuzaklar kurar. Kadın da o tuzaktan kurtulmaya çalışır. Tango budur!"
Eskiden ağzının üzerine siyah bir marti konmuş gibi duran bıyıkları olan, sonra herkesi endişelendiren maceralarını yaşamak için, martıları kesip çok uzaklara giden bir adam bir gece böyle demişti. Ardından da eklemişti:
"Ayaklarıma bakma; tuzağa düsersin. Göğsümü izle! Göğsüm kuracağım tuzağı ele verecektir. Tangoda ayaklar bir ayrıntıdır! Bu, tuzakların dansıdır."
Sonra bir gece bütün kadınlarla dans edip, her birini tuzaklara düşürüp... Bununla yetinmeyip Tom Waits çalarken bir adamla gitgide daha çok erkekleşerek, sanki sonu ölümle bitecekmiş gibi tango yapıp... Martıları alıp sonra, yine çok uzaklara gitmişti.
Tekinsiz danslar
Zaman geçti. Birbirlerini ayaklarına bakarak, etamin işler gibi tango yapanları gördüm. Tuzak kurmayı beceremeyen adamlar, kurulamayan tuzaklarla cebelleşen kadınlar gördüm. Evli çiftlerin ehlileştirilmiş tango dersleri için birbirlerini hırpaladığını, çoktan ele geçirilmiş, teslim olmuş kadınların, kurulmaktan çoktan vazgeçilmiş tuzaklara düşmemeye çalışıyormuş gibi yaptığını gördüm. Bu "pis" dansı, "temizlemeye" çalıştıklarını seyrettim. Bütün bu ehlileştirme çabalarına rağmen her tango dersinin tekinsiz hikayelerle son bulduğunu duydum hep. Tangonun "bir-ki üç" diye öğrenilse, "temizlense" bile tekinsiz bir şey olduğunu...
Tuzakların insanları
Oysa bazı danslar, bazı yaşları bekler. Birine, hiç yüzüne bakmadan bir şey diyebilmek için biraz ihtiyarlamalıdır insan. Tuzaklar oyununu sürdürme sabrı için biraz yaş almalıdır. Ayaklar, birbirine dolanmadan bir sabır oyununu devam ettirmek için kimi yollardan geçmış olmalıdır. Bu kadar efendice kederlenmek, bir keder dansı yapmak içın çalçene acılardan geçilmiş olmalıdır. Bir şeyi çok isteyip de yapmamayı bilmek gerekir tangonun "olması" için. Tango istemek ve istediğini belli etmemek dansıdır biraz. İstemek ve istediğine yaklaşmamakla ilgili. Denizcilerin Arjantin meyhanelerinde "kötü" kadınlarla beraber yarattıkları bu dansın asıl hikayesi, gidecek olanı istemektir. Tango kalıcı olanların değil, hep gidecek olanların dansıdır. Ele geçirilemeyenler arasında bir sessiz bir kavga... Beraber bir tuzağın koynuna düşmeyi çok isteyen ve bunu ilk kimin söyleyeceğini yoklayan bir kadınla bir adamın dansı... Çok korkan belli etmeyen iki kişinin birbirine meydan okuyuşu... "Sevdim de vermediler" ağlaşması değil, "Ben seni hiç sevmedim" yalanı. Kim önce dökülecek, kim önce teslim olacak sınanması...
Astor Piazzola çalıyor... Aklıma, giden denizcilerin tuzaklarına fena düşmüş, ama hiç düşmemiş gibi yapmış, iki memesinin arasından kan sızarken dönüp giden adama bir kere bile bakmamış kadınlar geliyor. Zor. Tango yapmak için biraz daha büyümek gerekiyor.
Ece Temelkuran - Milliyet 22.12.2002




Tango'da Roller
Birçok kimsenin gözünde tango, erkeğin dizginleri elinde tuttuğu bir tutku dansıdır; eşler pist boyunca birlikte süzülürken, erkek dramatik hareketlerle kıvırıp büktügü ve döndürdügü kadına yön verir. Oysa tango her zaman böyle yapılmadığı gibi, yeni biçimler de gelişmeye devam ediyor. Tangonun oluşum yılları olan 19. yüzyıl sonlarında, Afrika-Arjantin tango partnerleri kucak kucağa değil, daha çok ayrı dans ederlerdi. Kaldı ki kadınlar dans sırasında dizginleri partnerlerine bırakmaya her zaman razı gelmezler. Hatta bazı kadınlar yol gösterici konumun partnerler arasında sürekli el değiştirdiği bir tango biçımını uygulama noktasına vardırmışlardır ışı; bu dans üslubu kimi zaman karşılıklı yol gösterme olarak anılır.
Karşılıklı yol gösterme yeni bir adımlar dizisinden çok, tango partnerleri arasında iletişimde farklı bir perspektifin benimsenmesiyle, iletişimin ön plana çıkmasıyla ilgilidir. Kadınların tangoda dizginleri ele alması yeni bir şey değildir, ama bu uygulama çoğu kez sessizce geçıştırılır. Karşılıklı yol göstermenin temeli partnerler arasında gelişen kişisel davranış tarzında, bedensel diyalogda yatar; böylece kadın bazen dansın hangi yönde ilerlemesi gerektiğini önerme yolunu bulur. Kadınların yol göstericiliğe katılması fikrine birçok geleneksel tango dansçisinin sıcak bakmamasına karşın, bazıları bu fikri irdelemeye ve geliştirmeye çalışıyor.New York'ta karşılıklı yol göstericilik dersleri veren Arjantin asıllı Virginia Kelly, "Tango hâlâ evrim içinde ve sürekli değişiyor; karşılıklı yol göstericilik dansçıların hareket alanını ve repertuarını genişleten bir şey" diyor. Bunun tangoda erkeklerin ve kadınların rollerini tersine çevirmeyle, kadınların sürekli dizginleri elde tutmasını sağlamayla ilgisi olmadığını, daha çok eşler arasındaki diyaloğa odaklanmaya yönelik olduğunu açıklıyor. Kadın karşısındaki partnerle etkileşime girmede özgür davranır ve kabul edip etmeme kararını erkeğe bırakan bir öneride bulunur. Tıpkı bir sohbette olduğu gibi, yol gösterici konumun el değiştirdiği bir alışveriş söz konusudur burada. İşin pratiğine bakılırsa, tangoda zamanının büyük bölümünü geriye doğru yürümekle geçiren kadının yol göstericiliği üstlenmesini sağlayacak birçok fırsat çikar; ama yol göstericilik alışverişi sadece bir çifti daha yakın bir iletişim içine çekmekle kalmaz, yeni adımları ve üslupları yaratma olanağının da önünü açar.
Heidi Schultz'ın bir makalesinden derlenmiştir.



